444 5 888
Sık Sorulan Sorular
Diyabette Hiperbarik Oksijen Tedavisinin Önemi Nedir?

Hiperbarik Oksijen Tedavisi; % 100 oksijen verilen bir medikal uygulama olup, deniz seviyesinde, atmosferik basıncın 2-3 katı (genelde 2.5-2.6 katı) oksijen ile yapılan bir tedavidir. Bir başka deyişle kandaki hemoglobinin dokulara hayatı sürdürecek olan oksijen moleküllerini daha fazla götürebilmesi amacıyla kapalı bir ortamda 2.5 ATA basınç altında oksijen tedavisi uygulanmasına hiperbarik oksijen tedavisi denir. Hiperbarik oksijen tedavisiyle özellikle diyabet hastalarının yaralarının daha hızlı iyileşmesini sağlayan oksijen dokulara daha hızlı ulaşır. Oksijensizlik nedeniyle görevini yapamayan hücreler desteklenmiş olur. Oksijensiz ortamda üreyen bakterilerin üremesini engeller ve bunların ortama saldığı bazı toksinlerin etkinliğini azaltır. Vücudun savunmasında görevli hücreleri destekler.

Diyabette ayak bakımının önemi nedir? Nasıl yapılmalıdır?

Diyabetik hastaların ayak bakımı muayenelerimizin olmazsa olmazıdır. Her gelen hastanın öncelikle ayaklarını kontrol ederiz. Hiçbir yara yoksa bile en ufak çatlaklar, tırnakların köşeli kesilmesi sonucu gelişen yaralar, kangrene neden olabileceği için sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Dolayısıyla uzun süredir diyabet hastası olanların mutlaka ayak muayenesi yaptırması; ya kendilerinin ya da kendilerinde görme kayıpları varsa yakınlarının aynayla ayaklarını kontrol etmeleri gerekir. Ayakta görülen çatlaklar vazelin ya da zeytinyağıyla mutlaka yumuşatılmalıdır. Ayrıca diyabetik hastalar ayaklarını kesinlikle sıcak veya soğuk suyla yıkamamalı; daima ılık suyla temas etmelidirler. Bunun temel nedeni sıcak ya da soğuk ayağı yakarsa hastanın fark etmeme ihtimalinin yüksek olmasıdır. Yaşanan sinir hasarından dolayı hissizlik söz konusudur. Diyabetik hastalar üşüdüklerinde ayaklarını sobaya dayarlar ve yanabilirler. Ama hasta bunu fark etmez ve yanan ayak sonra ülsere dönüşür. Ayak ülserleri kemiğe kadar ulaşarak ciddi enfeksiyonlara ve uzuv kayıplarına yol açabilir. Onun için ayak bakımı ve kontrolü diyabetiklerde çok önemlidir.

Diyabetten koruyan gıdalar nelerdir?

Tek bir gıda ya da gıda türü tek başına diyabetten korumaz. Ancak sağlıklı beslenme alışkanlığı edinilirse diyabetten korunmak mümkündür. Tereyağı, margarin, kırmızı et, yağlı yemek, kızartma gibi doymuş yağlardan zengin besinler yerine; doymamış yağlardan zengin gıdalar, kontrollü kırmızı et tüketimi, beyaz et ağırlıklı beslenme, bol sebze ve meyve tüketimi, düzenli egzersiz yapmak ve sigaradan uzak durmak kişiyi pek çok hastalıktan olduğu gibi diyabetten de koruyabilir. 

Diyabete karşı bedensel aktivitenin önemi nedir?

Temel prensibin aktif yaşam olduğu diyabette her türlü egzersiz yapılabilir. Ancak egzersizin birden bire değil, düzenli yapılması çok önemli. Asansör yerine merdiven kullanmak, arabayı gideceğiniz yerden daha uzağa park ederek yürümek, aracı az kullanmak, günlük 30-40 dakika; olmuyorsa haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak gerekli. 

Diyabette günlük kan şekeri ölçümü neden önemlidir?

Burada hastanın hap mı insülin mü kullandığı çok önemli. Hangi tür insülin kullanıyorsa buna göre kan şekeri ölçümü sıklığı değişiyor. Hap kullanan hastalarda daha az insülin kan şekeri takibi yeterli iken; insülin kullanılan hastalarda daha sık kontrol edilmesi gerekiyor. Ayakta olan bir kişi için konuşursak hap kullanan bir hastanın günde bir aç bir tok ölçüm yapması yeterli. Ama günde 2 veya 4 defa insülin kullanıyorsa günde 1 aç 3 tokluk, ya da sabah öğle akşam yemeklerden önce açlık şekeri ölçülmeli. Ölçümlerin zamanı tamamen hastanın doktor ile diyaloğuna göre doktor kontrolünde yapılmalıdır.

Diyabetten korunmak için öneriler nelerdir?
  • Yaşam tarzınızı durağan değil aktif hale getirin, hareketsiz kalmayın.
  • Düzenli egzersizler yapın, bedensel aktivitelerinizi günü birlik uygulayın.
  • Günde ortalama 30-40 dakikanızı bedensel aktiviteye ayırın.
  • Sağlıklı beslenme şeklini yaşam tarzı edininin, bol sebze meyve tüketin.
  • Kırmızı et tüketimini kontrollü, beyaz et tüketimini düzenli hale getirin.
  • Fastfood, kızartma ve yağlı yiyeceklerden uzak durun.
  • Kan şekeri ölçümlerinizi ve doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin.
Obeziteden korunmak için nasıl beslenmeli, neler yapmalıyız?

Bütün hastalıkların kökeni dolu mideden geçiyor aslında. Mideyi çok fazla doldurmamak gerekiyor. En zengin öğün kahvaltı; en hafif öğün ise akşam yemeği olmalı. Özellikle gece geç saatlere kalınmadan; en az 20-30 dakikada, ailece, sofrada yavaş yavaş tadını alarak tüketmek gerekiyor. Ancak bu yapılmıyor, çok hızlı yemek yeniyor. Fast food’lar bir yana hem evde hem de işyerinde yediğimiz yemekler çok hızlı sindiriliyor. Vücut doyma sinyalini yemeğe başladıktan ancak 20 dakika sonra alıyor. Bu nedenle sofradan 20 dakikadan önce kalkmamak gerek. Yemekten hemen sonra çay, kahve, tatlı veya meyve tüketimi reflüye zemin hazırlıyor. Meyve bile hemen yemek üzerine yenmemeli; ayrı bir öğün olarak düşünülmelidir. 3 ana 3 ara öğün gibi beslenmek gerekiyor. Ama bu porsiyon miktarını az tutmak; azar azar ama sık beslenmek gerekiyor. Uzun süre aç kalmamak önemli. Bunun için öğün aralarını çok uzatmamak ve mutlaka iki öğün arasına fındık, ceviz, badem, leblebi gibi kavrulmuş sağlıklı atıştırmalıklar veya 1 porsiyon meyveden oluşan bir ara öğün olması gerekiyor. İlaç ve cerrahi boyuttan daha önce yapılacak çok şey var. Beslenmenin bir yaşam biçimine dönüşmesi gerekiyor. Ayrıca düzenli uyku da çok önemli. İyi ve kaliteli bir uyku alınmazsa kişi sıkıntısını yemek yiyerek geçirmeye çalışabilir.

En sağlıklı beslenme tipi hangisidir?

Akdeniz tipi diyebiliriz. Yani zeytinyağından, meyve, sebzeden zengin; kırmızı etin daha ölçülü tüketildiği beslenme tipi en sağlıklısı. Etin nasıl pişirildiği ve tüketildiği çok önemli. Kıyma yerine yağından ayrılmış parça et tüketmek daha sağlıklı. Pişirirken de; ya haşlama tarzı ya da zeytinyağı ile veya ızgarada yapılması gerekiyor. Eti daha saf haliyle tüketmek gerek. Kıyma, sebze ve bakliyatlarla desteklenerek kullanılmalı. Et tüketilecekse mutlaka yanında salata ile tüketilmeli. Ayrıca evde beraberce yemek yeme kültürünün oturması gerekiyor. Özellikle dışarıya çıktığımızda yağlı, tuzlu, salçalı, kızartma ağırlıklı yemek tüketiyoruz. Zaten Amerika’daki obezitenin temel nedenlerinden biri de dışarıda yeme kültürü. Evde yeme kültürü obeziteyi azaltıyor. 

Antidepresanlar obeziteyi tetikler mi?

Antidepresanlar direkt obeziteyi tetiklemez; hatta iştah kesilmesini sağlar. Obezite tedavisi gören hastalar kendilerinden memnun olmadıkları için anksiyete bozuklukları ve depresyon sık görülür. Dolayısıyla ana tedaviye yardımcı olarak bu ilaçları gerektiğinde psikiyatri bölümümüzden de destek alarak hastamıza kullandırıyoruz. 

Son zamanlarda çıkan zayıflama haplarının kullanımını doğru buluyor musunuz?

Bu konuda tam bir kargaşa söz konusu. İnsanların sağlığı üzerinden kazanan bir sektör var; ancak düzenleyici bir şey yok. Bu konuda maalesef bakanlık ve devlet nezdinde bir önlem alınmıyor. Doktor kontrolü ve onayı olmaksızın zayıflama hapları kullanan kişilerde ne yazık ki ‘Bunlar hızlı bir şekilde kilo verdiriyor, ben canımın istediğini yerim, bundan da alırım ve yemeğe devam ederim’ gibi bir düşünce söz konusu. Bu son derece yanlış. Sağlık açısından çok ciddi riskler söz konusu. Çünkü bu tür zayıflama hapları, yasaklanmış; bağımlılık yapan ve sempatik sinir sistemini aşırı çalıştıran maddeler içeriyor. Kalp hastalarında ritim bozuklukları yapıyor, kalp krizi riskini ortaya çıkarıyor; zihni geçici olarak açıyor, geçici kilo vermeyi sağlıyor. Bu ilaçlarla kişi önce hızlı kilo veriyor. Sonra yavaşlıyor. Burada toplam kiloya bakmak gerekiyor. Hızlı verilen kilo hızlı alınır. Hastalarımıza ne kadar kilolu olurlarsa olsunlar yavaş, sürdürülebilir ve kontrollü kilo vermeyi öneriyoruz.

Diyet yanında egzersiz ne düzeyde olmalı?

Aldığınız enerjiyi kısıtlayarak, harcadığınız enerjiyi artırmak obezite tedavisinin ana noktası. Aldığınız enerji harcadığınız enerjiden az olmalı ki vücut daha zinde olsun ve obezite söz konusu olmasın. Herkese gözü kapalı egzersiz önermiyoruz. Kişinin hipertansiyonu, diyabeti varsa; ailede erken yaşta kalp hastalığı yaşanmışsa, sigara içiyorsa, belli kontrollerden ve tedavilerden sonra medikal açıdan stabil hale gelmesini sağlıyor ve yavaş yavaş başlayıp kontrollü olarak artacak şekilde egzersiz öneriyoruz.

Obeziteyle ilgili testlerden ve teşhis konulduktan sonra neler yapılıyor?

Öncelikle sağlıklı bir diyete başlıyoruz. Eşlik eden bir hastalık yoksa o hastaya zayıflama ilaçları içerisinden onay almış bazı ilaçlar tavsiye ediyoruz. Bir de yine kilolu hastalarda ortaya çıkan bir insülin direnci söz konusu. İnsülin direnci diyabete zemin hazırlayan bir başlangıç aşaması. Biz buna halk arasında gizli şeker olarak bilinen pre-diyabet diyoruz. Gizli şekerin altında yatan şey; insülin yüksekliği. İnsüline karşı vücut bir direnç gösteriyor; yani kişi insülin üretiyor ama insüline karşı hücre düzeyinde direnç var; dolayısıyla pankreas daha fazla insülin salgılamak zorunda kalıyor. Bu iyi bir şey değil; insülin bütün organlarda yağlanmayı artırarak damar sertliğini başlatan bir hormon. Dolayısıyla ilaç tedavisinde muhakkak bir insülin direnci ya da ‘metabolik sendrom’ var mı yok mu bakıyoruz. Eğer varsa cerrahi boyuttan önce mutlaka tedavi etmek istiyoruz. İlaç ve diyet tedavisiyle hedefe ulaşamıyorsak o takdirde cerrahi müdahaleye yönlendiriyoruz.

Cerrahi müdahale yöntemlerinden hangileri kullanılıyor?

Mide hacmini küçültmek ana amaçlardan birisi. Dolayısıyla mide hacmini küçültmek için;

  • İntra-gastik balon uygulaması (Endoskopi ile yapılan yatış gerektirmeyen bir yöntem. Mide içerisine yerleştirilen ayarlanabilir bir balon ile mide hacmi küçültülerek, kişide tokluk hissi oluşturuluyor),
  • Gastrik Kelepçe (Yemek borusuyla midenin birleştiği yere silikon bant takılıyor ve bu bant yardımıyla kişinin yemek alımı azaltılıyor),
  • Gastrik By-pass (Midenin büyük bir bölümü By-pass edilerek küçük hacimli bir mide oluşturuluyor ve ince bağırsaklara dikiliyor. Dolayısıyla gıda normal yolu izlemiyor. Burada bilinçli bir emilim bozukluğu yaratılıyor. Bu tip ameliyatlardan sonra hastaya vitamin takviyesi yapılıyor)

Kısaca obezite sebep olduğu hastalıklardan dolayı yaşam sürenizi kısaltıyor ve bu süreçte yaşam kalitenizi de düşürüyor. Bir de bunun getirdiği sağlık harcamalarının aile bütçesinden başlayarak, topluma, devlete getirdiği ciddi bir yük var. Olay sadece bireysel bir sağlık sorunu olmaktan çıkıp; toplumu ilgilendiren bir salgına dönüşmüş durumda ve bu salgın bütün dünyayı etkiliyor.