444 5 888
OBEZİTE

‘Can boğazdan gelir’, ‘Bir dirhem et bin ayıp örter’, ‘Tabağında yemek bırakma arkandan ağlar”…
Hepimiz çocukluğumuzu böyle cümleler duyarak geçirmedik mi? Annelerimiz ellerinde tabakla ‘Aman son lokmanı da ye aç kalma’ diyerek peşimizden koşturmadı mı? Peki şimdi… Biz kendi çocuklarımızın önünden yemek tabağını kaçırır hale geldik. Dışarıya çıktığımızda fast food’lara uğramadan geçmeye çalışıyoruz. Çünkü giderek kilo alan; bunu obeziteye dönüştüren ve en önemlisi ömrümüzü kısaltarak yaşam kalitemizi düşüren bireyler olma yolunda ilerliyoruz.

Obezite nedir?

Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı veya anormal yağ birikimi sonucunda ciddi sağlık sorunlarına yol açan durum” olarak tanımlıyor. Normalde, yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının ortalama %15-20’sini, kadınlarda ise %25-30’unu yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın, erkeklerde %25; kadınlarda %30’un üzerine çıkmasına obezite diyoruz. Özetle, obezite, vücuttaki yağ depolarının fonksiyon bozukluğudur ki, biz bunu tıp dilinde “adipozite” olarak da isimlendiriyoruz.

Obezite bir hastalık mıdır yoksa şişmanlık olarak nitelendirilebilir mi?

Obezite, sadece çok yemekten kaynaklanmaz, dolayısıyla basit bir şişmanlık ve kozmetik sorun olarak görülemez. İnsanlardaki vücut kütle değişimlerinin yaklaşık %40’ının genetik faktörlere bağlı olduğu tahmin ediliyor. Genetik yatkınlık dışında, durağan hayat tarzı, fiziksel aktivite azlığı ve yemek yeme alışkanlıklarının da obezitede rol oynadığı bilinmektedir.
Genetik kökenli obezite ise daha komplekstir ve hem tekli gen bozukluklarını hem de çoklu genler arası etkileşimleri içerir. Obezite, Tip 2 diyabetle başlayan, kardiyovasküler hastalıklar, damar sertliği, safra kesesi hastalıkları, eklem hastalıkları gibi hastalıkları tetikleme özelliğine sahiptir. En önemlisi kanserle direkt ilişkilidir. Obeziteye sebep olan beslenme alışkanlıkları, kansere yol açan sağlıksız alışkanlıklarla da birliktelik gösterir. Meme kanseri, bağırsak kanseri, mide kanseri daha çok obez insanlarda görülür.

 

Türkiye’de ve dünyada obezite ne durumda?

Türkiye, bu konuda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin özelliklerini gösteriyor. Amerika’da nüfusun neredeyse %60’ı obez. Bir o kadar da kilo sorunu olan var. Ülkemizde obezitenin yaygınlığını gösteren son çalışmalarda, 30 yaşını aşkın erkeklerin %13 ile %25’inde; kadınların %35 ile %44’ünde obezite saptanmış durumda. Yani, erişkin erkeklerin dörtte birinde; kadınların ise yaklaşık yarısında obezite veya aşırı kilolu olma hali var dersek, sanırım yanılmış olmayız. Türkiye’de obeziteyi bölge bazına indirgediğimizde en az obez yoğun et tüketimi olmasına rağmen Doğu Anadolu Bölgesi’nde. Obezite gelişmiş kentlerde daha çok görülüyor. Çünkü insanlar oturarak çalışıyor ve daha az hareket ediyorlar. Yanlış beslenme alışkanlıklarının da önüne geçilmesi gerekiyor. Mesela kırsal kesimde karbonhidrattan zengin beslenme söz konusu. Bu da obeziteye sebep oluyor. Dolayısıyla Akdeniz diyetine yakın, daha sağlıklı, çok çeşitli diyete toplum olarak geçilmesi lazım.

 

Obezite nasıl ölçülür?

Beden kitle indeksine (BKİ) göre tanımlanır ve sınıflandırılır. Beden Kitle İndeksi (BKİ), vücut ağırlığınızın (kilogram cinsinden), boy uzunluğunuzun (metre cinsinden) karesine bölünmesi ile elde edilir.
Erişkinlerde:  Beden Kitle İndeksi 25.0-29.9 kg/m²: Kilolu
BKİ 30-34.9 kg/m²: Evre 1 Obezite
BKİ 35-39.9 kg/m²: Evre 2 Obezite
BKİ >40 kg/m²: Evre 3
Evre 3 obezite Morbid Obezite olarak sınıflandırılır. Obeziteye bağlı komplikasyonların en ciddi oranda görüldüğü bu tür obezite; ölümcül obezite olarak adlandırılır. Bu tür obezitede hastanın ilaç ve diyetle ciddi anlamda kilo vermesi çok zordur; cerrahi tedavi seçeneğinin gündeme gelmesi gerekebilir.

Obezite tipleri

Vücuttaki yağ miktarından ziyade, yağın vücuttaki dağılımının nasıl olduğu daha önemlidir. Erkeklerde daha çok görülen “elma tipi” obezitede, yağ, vücudun üst kısmında, yani bel, üst karın ve göğüs bölgelerinde toplanırken; kadınlarda daha sık görülen “armut tipi” obezitede ise, yağ, vücudun alt bölümünde, yani kalça, uyluk ve bacaklarda toplanmaktadır. BKİ dışında bel çevresi ölçümü, bel/kalça oranı gibi ölçümler de yapılarak, obezitenin tipi netleştirilir. Bel/kalça çevresi, erkeklerde 0,9 kadınlarda 0,8’den az olmalıdır. Bel çevresinin erkeklerde 94 cm, kadınlarda 80 cm üzerinde olması, kalp-damar hastalıkları riskini artırmaktadır.

Obezite hastasına ne tür kontroller yapılıyor?

Gelen hastalar mutlaka ‘ben kiloluyum benim obezitem var’ diye gelmiyor. Başka sağlık sorunları için geliyorlar. O sırada biz obeziteyi tanıyarak ‘diğer hastalıklarınızın yanı sıra obezite hastalığınız da söz konusu, tedavi etmezsek sonuca ulaşamayız’ diye teklifte bulunuyoruz.

Önce obeziteye neden olan tıbbi sorunlar açısından kapsamlı bir muayene yapıyoruz. Daha önce geçirilen hastalıklar, kullanılmış ilaçlar; eşlik eden hipertansiyon, diyabet, guatr, safra kesesi hastalıkları açısından hasta sorgulanıyor ve gerekli tetkikler isteniyor. Ayrıca, rutin boy kilo ölçümünün yanı sıra, biyoelektrik impedansmetre denilen bir yöntemle, ayrıntılı vücut kompozisyon analizi de uygulanıyor. Vücuttaki yağlanma bölgelerine bakıyoruz. Obezite tedavisi bir ekip işi. Bu ekip, özellikle endokrinoloji alanında eğitim almış iç hastalıkları uzmanı, psikiyatrist, fizyoterapist, göğüs hastalıkları uzmanı (çünkü obez hastalarda uyku apnesi, sigara içiyorlarsa bronşit gibi hastalıklar ortaya çıkabiliyor), obezite cerrahisi konusunda uzmanlaşmış genel cerrahi uzmanı ve diyetisyenden oluşuyor. Obezite hastalarında kardiyovasküler sistem hastalıkları sık sık görüldüğü için bu ekibe kardiyologlar da dahil olabiliyor. Yani obezitenin etkilemediği bir organ sistemi yok aslında.